Web sitemize hoşgeldiniz, 08 Aralık 2019
Beğen 12

Şiranlı Mustafa Efendi (Şeyh-i Şeyrani)

Ad Soyad : Şiranlı Mustafa Efendi (Şeyh-i Şeyrani)
Doğum Tarihi : 1839
Ölüm Tarihi : 1906
Yaşadığı Şehir :
Mesleği :
Telefon :
Şiranlı Mustafa Efendi (Şeyh-i Şeyrani)

Şiranlı Mustafa Efendi (Şeyh-i Şeyrani)   (1839-1906)

 

1839 tarihinde Şiran’ın Sarıcalar köyünde doğmuştur. Hamile olan annesinin, aile efradıyla birlikte yaylaya çıkarken bir dere içerisinde doğum yaptığı ve o derenin nurla dolduğu rivayet edilmekte olup, Şeyh_i Şeyrani’nin doğduğu yer taşlarla çevrili hala muhafaza edilmektedir.

 

Şiran İlçesinde ve diğer İl ve İlçelerde Şeyh-i Şeyrani olarak bilinen Hacı Mustafa Efendi, yetiştirdiği öğrenciler ve güvenilir kişiliği ile İlçe insanına gönülde taht kuran evliyalarımızdandır.

 

Babası Sarıca köyünden Ömer Efendi, annesi Babacan köyünden Nasuh oğullarından Havva Hatun’dur.

 

İlk eğitimini Şiran’da yapan Şeyh-i Şeyrani, medrese eğitimi yapmak üzere amcasının oğlu Ahmet Efendi ile birlikte Trabzon’a gitmiştir. Medreseden icazet aldıktan sonra Yurdun çeşitli Bölgelerini gezen Hacı Mustafa Efendi, gittiği yerlerde saygı ve sevgi ile karşılanmıştır. Daha sonra Çorum’a yerleşen Şeyrani, İlmi, ahlaki davranışları ile Tokat, Çorum, Amasya, Trabzon gibi yerlerde dilden dile anlatılmaktadır.

 

Tokat’ta tahsiline devam etmek için babasından izin almıştır. Kısa zamanda derslerindeki başarısı dikkati çekmiş, diğer talebeler müzakere için kendi odalarına davet etmeye başlamışlardır. İlim ayağa gitmez diyerek talebeleri kendi odasına çağırır, müzakere orada yapılırmış. Tokat’taki tahsili 4 yıl devam etmiş, sonra hocasının tensibiyle Uşak’a gönderilmiş, iki yıl kadar da Uşak’ta tahsil yapmıştır. Zahiri ilimleri ikmal edip icazet aldıktan sonra “Heybenin bir gözünü doldurduk, öbür gözü boş kaldı” diyerek tasavvufa olan meylini ortaya koymuştur.

 

Uşak’taki hocasının isteği üzerine Mekke’de ikamet eden Dağıstanlı Şeyh Yahya hazretlerine intisap etmek üzere Mekke’ye gitmiştir. Mekke-i Mükerreme’de konaklayacak bir yer bulamadığı için Mualla Kabristanı’nda iki mezar arasında yatmaya mecbur kalmış, yorgunlukla derin bir uykuyu daldığı sırada birisi, kendisini uyandırarak, Şeyh Yahya Efendi’nin tekkesine götürmüştür.

 

Tekkede müritlerin çokluğu yüzünden kimse kendisiyle ilgilenmemiş, kim olduğu, nereden, niçin geldiği sorulmamıştır. Böylece aradan aylar geçmiş, Efendi tam bir sabır ve teslimiyetle neticeye intizar eder olmuştur. Müritlerin dağıldığı bir sırada Şeyh Yahya Efendi, Yemenli arkadaşı ile birlikte Hacı Mustafa Efendi’yi huzura kabul edip “Artık zamanı geldi, kuru kalabalık dağıldı” diyerek, bu sadakatli müritlerine feyiz kanallarını açıvermiştir.

 

Nakşî tarikatının yetiştirme metotlarından olan sülûk ve riyazet usulleri tatbik edilmiş, bu ihlâslı ve kabiliyetli müritler tasavvuf yolunda büyük merhaleler kat etmişlerdir. Tekkede kaldıkları bu süre içinde yemeklerde haram şüphesi olabilir düşüncesiyle Mekke dağlarında ot yemek suretiyle takvanın zirvesine ulaşmışlardır. 7 yıl devam eden böyle mükemmel bir tahsil ve terbiye neticesinde kalp gözleri açılmış, kâmil mürşit olabilecek olgunluğa ulaşmışlardır.

 

Şeyh Mustafa Efendi’nin Yemenli arkadaşının adı da Mustafa imiş. Mürşit mertebesine ulaşmış üçüncü bir arkadaşlarının bulunduğu, Pakistanlı sanılan bu zatın adının da Mustafa olduğu bilinmektedir. Şeyh Yahya Efendi, yetiştirdiği bu 3 Mustafa’nın irşat yerlerini tayinde müşkülatla karşılaşmış, sonunda şöyle bir çare bulmuş: “Üçünüz birlikte Medine’ye gideceksiniz, Ravza-i Mutahhara üzerine 3 boş kâğıt koyacaksınız, kâğıtlara ne yazılırsa ona göre hareket edeceksiniz” Şeyh Mustafa Efendi’nin kâğıdına Anadolu, Çorum; Pakistanlı Mustafa Efendi’nin kâğıdına Hindistan, Yemenlinin kâğıdına da Medine yazılmış. Böylece Peygamber Efendimizin manevi işaretleriyle görev yerleri tespit edilmiştir.

 

Şeyh Mustafa Efendi, çok sevdiği Medine-i Münevvere’den pek ayrılmak istemiyor, verilen görevi de yerine getirmek zorunda kaldığı için, Peygamber Efendimizden huzuruna tekrar kabul edilme dileğinde bulunuyor. Buna dair manevi işaret aldıktan sonra vapurla İstanbul’a dönmek üzere Cidde’ye hareket ediyor. Bir fakir derviş kılığında gemiye biletsiz olarak biniyor. Bilet kontrolü esnasında, biletsiz olduğu görülerek gemiden indiriliyor. Hareket saati geldiğinde geminin hareket edemediği hayretle görülüyor. Herhangi bir arıza olup olmadığı araştırılıyor. Arıza bulunamıyor. Sonunda gemiden indirilen derviş akla geliyor. Sıkı bir aramadan sonra bir mescitte derviş bulunuyor. Hürmetle gemiye alınıyor. Böylece Efendi’nin kerameti ortaya çıkıyor, kendisine “Gemiyi Durduran Kara Şeyh” lakabı veriliyor.

 

Gemi tehirli kalkmasına rağmen normal zamanından daha önce İstanbul’a varmış oluyor. Geminin kaptanı, Şeyh Efendi’nin büyüklüğünü anlıyor, bunu Sultan Abdulhamid’e bildiriyor. Padişah, Efendi Hazretleri’ni huzura kabul ediyor. Şeyhülislâm’ın başkanlığında toplanan ünlü âlimler arasında 26 mesele üzerinde münazara yapılıyor. Sigaranın haramlığı da dâhil, Efendi’nin görüşleri takdirle karşılanıyor.

 

Padişah, Şeyh Efendi’ye huzurda kalmasını ısrarla teklif ettiği halde, Efendi bunu nezaketle reddediyor. Sultan’ın verdiği altınları kabul ettiğini, fakat Hazine’ye iade ettiğini söylüyor. İstanbul’dan hareketle Çorum’a geliyor. Mekke’de iken tanıştığı zengin bir zat tarafından Çorum’da ilgi görüyor. Tekke açmak suretiyle irşat görevine başlamış bulunuyor. Orta Anadolu’yu kapsayan geniş bir irşat faaliyetine girişmiş oluyor. Zahiri ilimlerin yanında, Nakşî tarikatını da yaymaya çalışıyor. İlmi, irfanı, ihlâsı sayesinde çok başarılı bir irşat hizmeti veriyor. Tekkesi ziyaretçilerle dolup taşıyor. Müritlerinin sayısı bilinmiyor. Tekkede yenen ekmeklerin daha helal olmasını sağlamak için özel bir yel değirmeni yaptırdığı, ekinlerin burada öğütüldüğü söyleniyor.

 

Böyle sıkı bir çalışma neticesinde 312 tane halife yetiştirdiği, her birini ayrı yerlerde görevlendirmek suretiyle hizmet sahasını genişlettiği bilinmektedir. Bu halifelerden en sonraya kalan Niksarlı Hacı Ahmet Efendi 1334 (1919) tarihinde vefat etmiştir.

3 Tekke açmıştır. 312 kadar halife yetiştirdiği irşat ile icazetli olarak bilebildiklerimiz;

Tokatlı Mustafa Hâki Efendi,

Niksarlı Hacı Ahmet Efendi,

Alucralı Müderris Hacı Hasan Efendi,

Alucralı Müderris Hacı Osman Efendi,

Çalganlı Müderris Osman Efendi,

Başçiftlikli İnceimamzâde Hasan Efendi,

Hacı Muharrem Hilmi Harputi Efendi,

Oflu- Mustafa Celâleddin Tarhan (Haçkalı Hoca Baba),

Acem veliahdı Takyûddin Efendi,

Darendeli Mahmut Efendi’dir.

Çeşitli kitaplar ve şiirler yazdığı söylenen Hacı Mustafa Efendi’nin basılı eserlerine henüz rastlanmamıştır. Dilistan, Bedestan ve Gülistan isminde üç kitabının olduğu söylenmektedir.

 

Şeyrani’nin, Çorumda da çok öğrenci yetiştirdiği bilinen bir gerçektir. Bazı kaynaklarda Şeyrani’nin ismine rastlamakta olup, Şehler Şeceresinde Çorum-i Mustafa Rum-i Faruk Şeyrani olarak yazılmıştır

Uzun yıllar Çorum İli ve çevresindeki illerin saygısı ve sevgisiyle yaşayan Hacı Mustafa Efendi’nin on iki kere hacca gittiği rivayet edilir.

1906 yılında yine amcasının oğlu Ahmet Efendi ve müridleri ile hazırlıklarını tamamlayarak hacca giderler. Bu Hacı Mustafa Rûmi Efendi’nin son seferidir.

Son haccını yüz elli kişilik bir ihvan ve ailesiyle yapmışlardır. Ömrünü Allah Teâlâ’ya ve Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme kavuşma arzusu ile tamamlayan Hacı Mustafa kuddise sırruhu’l-azîz Efendi, kendisi de bu yolculuğun son yolculuk olduğunu biliyordu ki, o dönemlerde padişah tarafından hacca gidenlere yardım amacıyla İstanbul’da verilen parayı kabul etmemiş, yanındaki ihvanlarına de almamalarını söylemiştir.

İhvanlarından biri Niksarlı, Yolcu diye adlandırdıkları şahıslar, parayı niçin kabul etmediklerini soranca şu cevabı verir.

“Yolcu yolda, Niksarlı deryada kalsa, Şiranlı’da çölde kalsa gerektir.”

Gerçekten daha vapura binmeden yolcu dedikleri mürid yolda hastalanarak Hakk’a yürüyor. Niksarlı da denizde giderken Hakk’a yürüyor. Hac ziyaretini ilan ettiklerinde yine dili tutulmuş ve sadece Kur’an-ı Kerim okuyabilmişlerdir. Gençlik yıllarında da Mustafa Efendi’nin dili tutulmuş sonra dili açılmıştır. Bu halin Hakk’a yürümelerine işaret olarak yine olacağı haber verilmiştir. Haccı eda ettikten sonra Medine-i Münevvere’ye gelip mücavir olmuşlardır. Talebesi Tokatlı Seyyid Mustafa Hâki Efendi’nin de mücavir kalmak istemesi üzerine O’na hitaben:

“Sizin burada mücaveretinizden, memlekete dönüp Allah Teâlâ’nın kullarını irşadınız elzemdir.” Diyerek Haki Efendi’yi memlekete dönmesinin uygun olduğunu, bastonunu amcasının oğluna vererek buyurur ki;

“Sen git. Ben burada kalıp Efendimiz sallallâhü aleyhi ve selleme hizmet edeceğim.”

Gördüğü bir rüyada cübbesinin uç kısmından kesildiğini ve gömüldüğünü, hanımının irtihali olarak açıklamıştır. Gerçekten de hanımı vefat ederek defnedilmiş, kendiside bir iki gün ara ile irtihal-i dar-ı beka buyurarak, Cennet-ül Baki Kabristan’ında Hz. Osman radiyallâhü anhın ayakucuna defin edilmiştir. (1906) İhvan kafilesi 50. gün sonra Türkiye’ye dönmüşlerdir.

Hazırlayan: Harun Yıldız



Gümüşhane Haberlerimize Gözatın


Yorumlar

  1. İsa YILMAZ dedi ki:

    Harun Yıldız Beye çok teşekkürler. Allah razı olsun ve başarılarını daim kılsın.

    1. Yavuz dedi ki:

      Merhaba İsa bey, merhaba Harun bey,

      size Almanya’dan yazıyorum ve kısa bir sorum olacaktı. Acaba Hacı Mustafa Efendinin Silsilesi devam ediyor mu? Irtibat bilgilerine ulaşıp bana verebilirmisiniz.

      Saygılarımla

      Yavuz

      1. Zeynep Şiranlıoğlu dedi ki:

        Yavuz bey evet devam ediyor bende Çorum da küçük torunlarından biriyim.

      2. KEMAL D. dedi ki:

        MANEVİ SİLSİLESİ EYNESİLLİ HACI MUSTAFA EREN HZ.LERİ İLE DEVAM ETMEKTEDİR…

  2. İhv mehmed :) dedi ki:

    Selamun Aleykum YİNE HACI MUSTAFA EREN HZ lerinin halifesi BAYBURTLU HACI SAFFET GÜNCAN HZ leri ile Devam etmektedir ve hamd olsun hayattadır.

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.